• ingilterenin yönetim şekli

    19.
    Büyük Britanya parlamentarizmin beşiği kabul edilir. Devlet resmen bir monorşi olmasına karşın, iktidar parlamentoya karşı sorumlu olan başbakanın elindedir.

    ingiltere, Galler, iskoçya ve Kuzey irlanda’nın üye ülkeler olarak yer aldığı Birleşik Krallık bir parlamenter monarşidir. Yazılı olmayan bir anayasaya dayanır; yani anayasa tek bir belge halinde düzenlenmemiştir. Siyasal kurumlar monorşi, hükümet ve parlamento aralarındaki ilişkilerle birlikte yüzyıllar içinde yürürlükteki yasalardan ve görenek hukukundan doğmuştur. Bu bakımdan bütün iktidar sonuç itibariyle parlamento denen yasama organına dayanır. Yakın zamana kadar Birleşik krallık merkez bir yapı çerçevesinde başkent Londra’dan yönetilirdi. Şimdi ingiltere dışında her ülkenin belirli alanlarda bağımsız kararlar alma yetkisine sahip kendi parlamentosu vardır.

    Hükümdar krallığın devlet başkanıdır ve teorik olarak yürütme, yasama ve yargı erklerini kişiliğinde birleştirir. Ama uygulamada erkler her demokraside olduğu gibi ayrıdır ve yüzyıllardan beri görenek hukuku uyarınca monarşi sadece sınırlı bir siyasal rol oynamıştır. Günümüzde ülkenin tarihsel sürekliliğinin timsali olan tahtın üstlendiği konum törensel işlevlerle sınırlıdır. Devlet başkanı genellikle hükümetçe hazırlanmış olan yıllık ‘’Kraliçenin Mesajı’’nı okur.

    Yasama yetkisi Lordlar Kamarası (üst meclis) ve Avam Kamarası’ndan (alt meclis) oluşan iki kanatlı parlamentonun elindedir. Eskiden Lordlar Kamarası’na sadece kalıtsal soyluluk unvanı taşıyanlar girerdi. Günümüzde ileri gelen din görevlilerinin yanı sıra devlete hizmetlerinden dolayı soyluluk payesi verilmiş sıradan kişiler de bu mecliste yer almaktadır. Lordlar Kamarası’nın yüksek mahkeme makamı gibi işlevleriyle birlikte yasama sürecine katılımı da büyük ölçüde daraltılmıştır. Bununla birlikte yasalar tavsiye edebilir ve bir yıllık süreyle tasarıların geçişini önleyebilir. Asıl yasama yetkisini demokratik biçimde seçilmiş Avam Kamarası kullanır. Bu meslis hükümeti denetler ve gerektiğinde istifaya zorlayabilir.

    iktidar merkezinin başında bulunan başbakan, kabinesiyle birlikte yürütme erkini kullanır. Avam Kamarası’nda çoğunluğu elde eden siyasal lider hükümdarca başbakanlığa atanır. Başbakan kabinenin çoğunlukla Avam Kamarası’nın dışından seçilen üyelerini belirler, onların çalışmalarında eşgüdümü sağlar ve hükümet politikalarının yol gösterici ilkelerini saptar. Beş yıllık bir dönem içinde sonraki seçimlerin kesin tarihini belirleme yetkisi vardır.

    ABD’nin siyasal sistemindeki katı güçler ayrılığının aksine, Büyük Britanya’nın yürütme ve yasama erkleri sıkı biçimde iç içedir. Hatta ingiliz parlamentarizmi geçici bir ‘’seçilmiş diktatörlük’’ olarak nitelendirilir; çünkü parlamento çoğunluğu sayesinde hükümet, karar alma sürecinde isteğine ulaşmasını sağlayacak neredeyse sınırsız yetkilere sahiptir. Demokratik denetim öncelikle hükümet ve muhalefet partisi arasındaki çekişmeye dayanır. Güçler ayrılığı açısından, yargı bağımsızlığının gelecekte güçlendirmesi gerekir. ‘’Soylu hukukçular’’ yerine bir yüksek mahkemenin kurulması yargının meclisten ayrılmasını sağlayacaktır.
    15 ... gerisi senden zekasi benden
  • roma imparatorluğu

    181.
    Roma imparatorluğu MÖ 27'de Augustus'un Roma'nın mutlak idarecisi olmasıyla başladı.
    Augustus ve halefleri kendi iktidarlarını haklı göstermek ve korumak için Roma Cumhuriyeti'nin dilini ve görünüşünü devam ettirmeye gayret gösterdiler.
    Augustus'tan itibaren imparatorlar daha fazla anıtsal yapı inşa ettirmiş, böylece Roma şehri dönüşüme uğramıştır.

    Roma Cumhuriyeti, MÖ 27'de Julius Caesar'ın Augustus olarak anılan evlatlık oğlunun Roma'nın hakimiyetini eline almasıyla Roma imparatorluğu oldu. Augustus, kendisinin yegane hükümdar olduğu ve bütün önemli kararları kendisinin aldığı otokratik bir yönetim biçimi oluşturdu. Her ne kadar onu Roma'nın ilk imparatoru olarak adlandırsak da, Augustus veya ondan sonraki yöneticiler kendilerini kral veya imparator olarak adlandırmamışlardır. Kendilerine princeps, yani ilk yurttaş, veya primus inter pares, yani eşitler arasında birinci demişlerdir. Bu ünvan seçimi Cumhuriyet döneminde oldukça önemli olan, iktidarın sınırlandırıldığına yönelik izlenimi korumuştur.
    Augustus iktidarı döneminde Roma'nın topraklarını genişletmedi. Başa geldiğinde Roma en geniş sınırlara ulaştığı döneme yakın bir hakimiyet alanına sahipti. Ancak Augustus ve ardılları tarafından gerçekleştirilen birçok reform Roma'nın ekonomik yapısına ve iç politikasına derin ve kalıcı bir etki bıraktı.
    Roma barışı MÖ 27 ile MS 180 yılları arasını kapsayan, Roma'daki hakimiyetin genel olarak istikrarlı olduğu ve savaşların daha az yaşandığı döneme verilen isimdir. Bölgesel isyanlar ve sınırlardaki savaşlar gibi çatışmalar mevcuttu ancak imparatorluk, MÖ 1. yüzyılın büyük bir kısmını kapsayan iç savaşlar gibi olayları yaşamadı. imparatorlar ve Senato, seçimlerin büyük bir kısmını kontrol altına aldı ve kimi göreve getirmek istedilerse onu seçtiler. Bu sebeple haklarında tartışacak daha az seçilmiş siyasi makam bulunuyordu.
    Augustus bir dizi zarar verici iç karışıklığa son verdi. iç istikrar dış ilişkileri olumlu bir şekilde etkiledi. Augustus'un oluşturduğu siyasi ve toplumsal yapıların birkaç yüzyıl boyunca büyük bir değişim yaşamaması sayesinde Roma imparatorluğu Hindistan ve Çin ile düzenli ticaret yapma olanağı buldu. Bu ticaret daha sonra Roma'nın maddi zenginliğe barışçıl yollardan ulaşmasına katkıda bulunacaktı.

    Augustus ve halefleri Cumhuriyet'in görünüşünü devam ettirmek için çabaladılar ancak fiilen uyguladıkları yönetim mutlak iktidara yakın bir yönetimdi. Cumhuriyet döneminde iktidar birçok makam sahibi arasında paylaştırılıyordu ve kısa dönemlerle sınırlandırılmıştı. Augustus bu makamları ve getirdiği güçleri kendi eline alarak sistemi değiştirmiştir, ancak makamların ayrı olma özelliğini koruyarak bunların başkasına devredilebilme ihtimalini teorik olarak ayakta tutmuştur. Örneğin, Augustus hem yüksek rahip vergilendirme amacıyla sayımları denetleyen kişi ünvanını elinde bulunduruyordu ancak bu makamlardan hiçbirini kendi başına geçersiz kılmadı.
    Augustus'un ordu üzerindeki kontrolü yeni iktidarının önemli bir parçasını oluşturuyordu. Cumhuriyet döneminde seçilmiş konsüller bir yıllık görev süreleri boyunca askeri kumandan olarak hizmet ediyorlardı. Bu durum özellikle MÖ 1. yüzyıldaki iç savaşlar sırasında uygulama anlamında bazen değişiklik gösterdi, ancak birine tanınan askeri yetkinin geçici olduğu düşüncesi Romalılar için önemini kaybetmedi. Bu sebeple Augustus askeri gücü sınırsız olarak elinde bulundurmak yerine Roma lejyonlarının çoğunluğunun bulunduğu en tehlikeli Roma eyaletlerinin vekilen valisi olmuştur. Bu akıllıca bir hareketti çünkü Augustus ordunun kontrolünü eline alırken bunu Romalıların iyiliği için yapıyormuş gibi görünüyordu.

    imparatorluk süresince Roma parası ekonomik bir araç olmakla beraber aynı zamanda politik de bir işlev görmekteydi. Augustus’un üvey babası Julius Caesar, madeni paralar üzerine kendi portresini bastıran ilk Romalıydı ve Augustus bu uygulamayı sürdürdü. Caesar'dan önce sadece ölü Romalılar veya tanrılar madeni paralar üzerine basılıyordu. Madeni paralar üzerine o dönemki imparatorun portresinin basılması ekonomik güç ve imparator arasındaki ilişkiyi güçlendirirken, Romalıların imparatora olan bakışının şekillenmesinde yardımcı oldu. imparatorlar paralar üzerinde aile üyelerinin, siyasi müttefiklerinin ve özellikle seçtikleri haleflerinin tasvirlerini koyarak onları halka sevdirmeye çalışmışlardır.

    Romalılar tarafından kullanılan teknoloji Cumhuriyet ve imparatorluk dönemleri süresince genel olarak değişime uğramadı ancak Augustus yolların, su kemerlerinin ve kanalizasyonların yapımı gibi kamusal işleri denetleyen sistemleri değiştirdi. Bu işlerin yapımı ve bakımıyla ilgilenen görevlilerin konumlarını kalıcı hale getirdi. Bu yeni sistem projelerin denetlenmesinde hesap verilebilirlik sağladı. Aynı zamanda imparatorun, destekçilerini önemli ve güvenli işlerle ödüllendirmesine olanak sağladı.

    Augustus çok sayıda tapınak, yeni bir forum, hamamlar ve tiyatrolar inşa ettirdi ve yapımını destekledi. Anıtsal bir kemeri ve Augustus barışının sunağı olan ünlü Ara Pacis'i diktirdi. Bu projeler Augustus'un iktidarını pekiştirmesine yardımcı oldu ve ayrıca şehri güzelleştirmek ile yangın riskini düşürmek gibi elle tutulur amaçlara da hizmet etti. Ayrıca taş yapılar Roma tarihinde sık sık mülklere zarar veren ateşe karşı daha dayanıklılardı. Kendinden önceki varlıklı ve önemli Romalılar gibi Augustus da Roma şehrinin Palatine Tepesi'nde, sıradan bir Roma evinde yaşıyordu. Bu da onun varlıklı vatandaşlardan herhangi biri olduğu izlenimini veriyordu. Sonraki imparatorlar Palatine Tepesi'ne yerleşmiş ve orada bir imparatorluk sarayı inşa ettirmiştir.

    Flavius hanedanından olan imparatorlar birkaç tapınağın, bir stadyumun ve bir odeumun (müziklerin ve oyunların sahnelendiği bir bina) yapımına ve restore edilmesine katkı sağladılar. Colosseum Vespasian'ın desteğiyle inşa edilmiştir. Domitian Palatine Tepesi'nde daha büyük bir saray inşa ettirdi ve ayrıca Titus Kemeri dahil birçok anıtsal yapının inşa edilmesini sağladı . Bu projelerin önemli bir kısmı Vespasian ve oğlu Titus'un kumandan olarak görev aldığı Yahudi Savaşı'ndan elde edilen yağma geliri ile inşa edildi.

    Roma imparatorluğu MS 117'de imparator Trajan döneminde en geniş sınırlarına ulaştı. Trajan'ın ölümünün ardından kısa sürede Mezopotamya'da fethettiği bölgelerin çoğu kaybedildi ancak bundan sonra Roma'nın sınırları nispeten istikrarlı bir hal aldı. Sınırların istikrarlı olması dış politikaya yeni bir bakış açısı getirdi. Cumhuriyet ve erken imparatorluk döneminde ordu, bölgeleri fetheden, yağmayı geri getiren ve insanları köleleştiren bir çeşit genişletici güç olarak karşımıza çıkmaktaydı. imparatorluğun sonraki dönemlerinde Roma lejyonları sınır bölgelerinde konuşlandırıldı ve istihkamlar inşa etmek, kamu görevlerini yerine getirmek ve insanlar ile malların hareketlerini düzenlemek gibi savunmaya yönelik işlerle görevlendirildiler. imparatorluk döneminde Roma dış politikası, sınırlarda yaşayan insanları kontrol etmek ve askeri müdahaleden çok siyasi müdahale ile harekete geçmek yönündeydi.

    Augustus'un reformları işleyişini temel anlamda yeniden düzenlemişse de, sıradan Romalıların yalnızca küçük bir kısmı günlük hayatlarında önemli bir değişim hissetmişlerdi. Augustus'un reformları toplumsal ve ekonomik yapılarda dikkate değer bir değişim yaratmamıştı. Büyük ölçekli inşa projeleri ve artan dış ticaretin Roma vatandaşlarına sunduğu ürünler, bilgi ve eğlence artmış olsa da bu değişiklikler onlar tarafından eski soylu efendilerinin imparator olarak değişmesi olarak algılanmış olabilir. imparator bütün Romalıların efendisi olmuştur artık.
    11 ... gerisi senden zekasi benden
  • napoleon bonaparte

    306.
    Fransız asker, devlet adamı ve imparator olan Napolyon Bonapart, Avrupa çapında bir dizi yıkım ve sosyal karmaşanın ortaya çıkmasına neden oldu. 1799 yılında Fransa’da iktidara geldi ve beş yıl sonra kendini imparator ilan etti. Korsika Adası’nda doğan Napolyon, Paris’teki Fransız Harp Akademisi’ne gitti. 1789 yılındaki Fransız Devrimi sırasında bir topçu alayında görev yapıyordu. Cumhuriyetçileri destekleyen Napolyon, devrimci lider Maximilien Robespierre’in müttefiki oldu. 1795 yılında kralcıların düzenlediği bir isyanı bastırmasıyla ün kazandı. Daha sonra Fransa’nın italya, Avusturya ve Mısır’ı istilasını yönetti.

    Her şeye rağmen Napolyon, hukuki, politik ve sosyal alanda önemli etkiler yarattı. Fransız Devrimi’nin ideallerinin kıtanın her yerine yayılmasına neden oldu. Pek çok eski monarşiyi yıktı veya zayıflattı. Fransız hukuku günümüzde hala Batı Avrupa hukukunun temelini oluşturdu. Napolyon Savaşları toplamda yirmi yıla yakın sürdü. Avrupa’nın bütün askeri güçleri bu savaşlara dahil oldu. 1812 yılı savaşta bir dönüm noktası oldu. Napolyon Rusya’yı işgal etme girişiminde bulundu ve başarısız oldu. Yenilgisi Fransız ordusunun zayıflığını ortaya serdi. 1813 yılında Dresden Savaşı’nda ve iki yıl sonra Waterloo Savaşı’nda onu yenecek olan Avrupa güçlerine cesaret verdi.

    1799 yılında Napolyon bir darbe yoluyla iktidarı ele aldı. Devrimi desteklemesine ve hatta kendi kişiliğinde onun değerlerini cisimleştirmesine rağmen 1804 yılında Fransız monarşisini yeniden kurdu. Kendisini imparator ilan etti. Almanya, ispanya, Portekiz, Belçika, Hollanda, italya, Rusya ve Avusturya’ya savaş açtı. Bu arada zaten Atlantik’in kontrolü için ingiliz Kraliyet Donanması ile mücadele etti. Napolyon ilk olarak 1814 yılında görevden alındı. Elbe Adası’na sürgüne gönderildi. 1815 yılında kaçtı ve Paris’e döndü. “Yüz Gün” olarak adlandırılan bir isyan organize etti. Waterloo’da yenildi ve Aziz Helena Adası’na sürgüne gönderildi. 51 yaşındayken sürgünde öldü.
    14 ... gerisi senden zekasi benden
  • pers imparatorluğu

    25.
    M.Ö. 559'da, Kiros Pers imparatorluğu'nun başına geçti. Kiros, Pers kralı Ahameniş'in büyük büyük torunuydu. Tarihçilerin Ahameniş Pers imparatorluğu demesinin sebebi budur.
    Kiros'un yönetiminden önce Pers devleti, Kiros'un dedesi Astiages tarafından yönetilen Med imparatorluğu'nun haraçgüzar devletiydi. Pers devleti, korunma ve bir miktar bağımsızlığını sürdürmek için Medlere vergi ödüyordu.
    Kiros, dedesiyle (bilinmeyen nedenlerle) çatışmaya girdi ve M.Ö. 550'de başarılı olan bir isyan başlattı. Kiros, Astiages'e karşı kazandığı zaferi, savaşın yapıldığı yere bir şehir inşa ederek ve kabilesinin adını -Pasargad-vererek kutladı.
    Astiages'i mağlup ettikten sonra Kiros, Medyan imparatorluğu'nun yöneticiliğini üstlendi. Ancak Astiages'e vergi ödeyen herkes Kiros'u yeni yönetici olarak kabul etmedi. Kiros gücünü sağlamlaştırmak için kendi kontrolü altına daha az yönetici almanın yollarını bulmak zorundaydı. Başarısı Kiros'a "Büyük Kiros" unvanını kazandırdı.

    Kiros, başarılı bir ordu komutanıydı ancak aynı zamanda fethettiği bölgelerin ekonomisini iyi düzeyde tutmaya gayret gösterdi; çünkü bu bölgeler ona vergi geliri sağlayacaktı. Bunu başarmak için Kiros bir bölgeyi fethettikten sonra yerel yöneticilerin orada kalmasına ve yerel halkın tercih ettikleri dini gelenekleri uygulamaya devam etmesine izin verdi. Bu politikalar sayesinde fethedilen bölgeler ekonomik olarak işlemeye devam etmiş ve isyan etme ihtimalleri azalmıştır.
    Antik Mezopotamya'da imparatorluklar ortak bir strateji uygulamıştır: Fethedilen nüfusun siyasi ve kültürel birliğini koparmak ve egemen güce karşı daha tehlikesiz hale getirmek için grupları farklı alanlara taşımak. Kiros ise bu uygulamanın tam tersini yapmıştır. Babilliler tarafından başka yere yerleştirilen Yahudiler'in israil'e dönüp haraçgüzar devlet kurmalarına izin vermiştir. Bu bir cömertlik eylemi gibi görünse de, muhtemelen Yahudiler'in bağlılığını sağlamak ve böylece genel hoşgörü politikasını sürdürmek için Kiros'un önceden hesaplayarak yaptığı bir hamledir.

    Kiros'un oğlu, II. Kambises Mısır'ı fethederek Ahameniş imparatorluğu'na kattı. II. Kambises uzakta, Mısır'da iken, onun kardeşi olduğunu iddia eden bir adam imparatorluğun kontrolünü ele geçirmeye çalıştı. Kambises MÖ 522 yılında taht üzerinde hak iddia eden bu kişiyi defetmek üzere Mısır'dan dönerken öldü ve ardından Darius adında bir general başa geçti.
    Darius II. Kambises'in uzaktan akrabası olduğu için, aslında iddiası meşru idi. Ancak iran tahtı üzerinde hak iddia eden başka birçok kişi daha vardı ve bunlar Darius'a meydan okudu. Birçok bölge, bunun sonucunda meydana gelen kaosu Ahameniş egemenliğine karşı isyan etme fırsatı olarak gördü.
    Darius nihayetinde kendisini Pers'in tek hükümdarı ilan etti ve isyancı bölgeleri tekrar ele geçirdi. Böylece Ahameniş imparatorluğu en geniş sınırlarına ulaştı. Darius karşılaştığı ilk zorluklara karşı bir önlem olarak, imparatorluğu satraplıklara yani eyaletlere bölerek tekrar düzenledi. Her bir satraplık için Darius bir satrap (eyaletin başına geçen vali) ve askeri komutan tayin etti.
    Askeri ve siyasi gücün bölünmesi bölge liderlerinin fazla güçlü olmasını önlemek içindi. Kiros'un kullandığı yerel kontrol sisteminden farklı olarak Darius, bu satrapları doğrudan atadı. Böylece satraplar Darius'a sadık kalacaktı.
    Eski hükümdarların çoğu gibi, Darius da gücünü haklı çıkarmak için dini kullandı. Zerdüşt Tanrısı Ahura Mazda'nın kendisini dünyayı yönetmesi için görevlendirdiğini iddia etti. Kendi tayin ettiği satrapların üzerindeki gücünü vurgulamak, aynı zamanda tek bir krallıktan veya halktan ziyade çeşitli unsurlardan oluşan bir imparatorluğun yöneticisi olduğunu göstermek için "Kralların Kralı" anlamına gelen Şahanşah unvanını aldı. Buradaki ana düşünce, imparatorluk içindeki belirli bir grup veya bölgeyi kayırıyor görüntüsü vermekten kaçınmaktı.

    Darius standart, yani herkesin kullandığı bir para birimini tedavüle soktu: "darik" olarak bilinen altın sikke. Standartlaştırılmış bu para birimi sayesinde, imparatorluk içinde alım-satım daha kolay hale geldi ve daha fazla ekonomik faaliyet yapıldı. Belirli mal ve hizmetlerden farklı olarak, para hemen hemen her şey karşılığında neredeyse herkes tarafından kabul edildi. Ayrıca paranın taşınması çoğu malı taşımaktan daha kolaydı. Herkesin ortak kullandığı bir para biriminin olması, aynı zamanda Darius'un vergi ve haraçları mal ve hizmet olarak değil para olarak toplamasına imkan verdi; böylece imparatorluğun servetini istediği bölgelerde yoğunlaştırabildi.

    Ahameniş kontrolü altındaki topraklar genişlerken, imparatorluk servetini belirli bir yerde toplama yeteneği sayesinde Darius, tarihe Persepolis olarak geçen ve Yunanca Persler şehri anlamına gelen "Parsa" adında yeni bir etkileyici başkentin kurulması için maddi imkanlara sahip oldu. Şehir imparatorluğun tüm bölgelerine ait sanatsal ve mimari üslupları birleştirdi ve dağlık bir bölgede özenli savunma yapılarıyla inşa edildiği için Darius'un imparatorluk tonozuna ev sahipliği yaptı.
    Persepolis'in inşası, Ahamenişliler'in sadece sanat ve ihtişam açısından değil, aynı zamanda konumu nedeniyle de büyüyen gücünü temsil ediyordu. Darius, erişimi zor olduğu için Persepolis bölgesini özellikle seçti. Ahameniş'in erişimi kolay ve ekonomik potansiyeli büyük olan birçok başkenti zaten vardı. Persepolis'in kurulması yalnızca Darius'un kazandığı zenginlik ve güç nedeniyle mümkün oldu. Darius bu şehri kurarken, tam da bu yönlere dikkat çekmek istemiş olabilir.

    Tamamen yeni bir şehir inşa etmenin yanı sıra, Darius ayrıca mevcut birçok şehri onarım ve inşa ile iyileştirmeye çalıştı. Ticareti kolaylaştırmak için Nil Nehri ve Kızıl Deniz arasında bir kanal kazılmasını öngören iddialı bir proje de buna dahildi. Tüm bu gelişmeler, imparatorluğun genişlemesi sonucunda artan servet sayesinde mümkün oldu.
    Darius’un hüküm sürdüğü sırada Kral Yolu tamamlandı. Darius, satrapların emirlerini yerine getirdiklerinden emin olmak ve isyan edileceğine dair işaretleri önceden belirlemek için bir casus ağı kurdu. Kral Yolu boyunca haberciler ve atlardan oluşan bir sistem kuruldu; böylece Darius ile başkaları arasında gidip gelen bilgiler hızlıca taşınabildi. Kara taşımacılığının pahalı ve tehlikeli olduğu bir çağda, bu yol tüccarlara nispeten güvenli ve verimli bir güzergah sunmuştur.

    MÖ 499 yılında, günümüzde Türkiye'nin batısında bulunan iyonya'daki Yunan şehir devletleri Ahameniş egemenliğine karşı ayaklandı. Yunanistan'daki şehir devletleri bu ayaklanmaları desteklemiştir. Bunun sonucunda ise Persliler misilleme yaparak Yunanistan'a akınlar düzenlemiştir.
    MÖ 490 yılında Darius ordusu, Maraton Savaşı'nda Yunanlılar tarafından ünlü bir şekilde yenilgiye uğradı. Darius’un oğlu Serhas, MÖ 480 ve 479 yılları arasında daha başarılıydı, ancak nihayetinde Yunanlıları da bastırmayı başaramadı.
    Serhas'ın Yunanlıları yenememesi, Ahameniş'in genişlemesinin sonunu getirdi. Bunu takip eden yüz elli yıl boyunca, Ahameniş kralları vergileri arttırdı ve Yunanistan'a askeri istilalardan ziyade ekonomik ve siyasi stratejilerle müdahale etmeye devam etti. Genişlemenin sona ermesiyle, bölgesel yöneticiler Ahameniş kontrolünden kaçmak için daha fazla girişimde bulundu; çünkü imparatorluk içindeki farklı grupların çoğu artık imparatorluğun bir parçası olarak kalmak için bir neden göremiyordu.
    MÖ 334'te, Makedonyalı iskender Pers imparatorluğu'nu işgal etti ve MÖ 330'da Pers kralı Darius III generallerinden biri tarafından öldürüldü. iskender Pers tahtında hak iddia etti. Aynı zamanda, devasa imparatorluğunu kolayca idare edebilmek için ele geçirdiği şehirlerin yetkililerini ve kurumlarını yerlerinde bıraktı. Ölümünden sonra, generallerinden biri olan Seleukos bir zamanlar Ahameniş imparatorluğu'na ait olan toprakların çoğunun kontrolünü ele geçirdi. Böylece ahameniş Pers imparatorluğu yıkılmış oldu.
    13 ... gerisi senden zekasi benden
  • penguenler neden uçamazlar

    256.
    62 yıl önceden yüzme becerilerini geliştiren penguenler, kanatları olmasına rağmen uçmuyorlar. Çünkü, kendilerini yüzmeye adapte etmiş durumdalar ve çok uzun yıllar öncesinden yüzmeye alıştıkları için uçmamaları gayet normal.

    Ayrıca yüzerek yiyeceklerini aradıklarından, yani suda balık avlamaya çalıştıklarından dolayı yüzmek onlar için uçmaktan daha avantajlı. Ve bazı kanatları olupta uçamayan hayvanlarda yapılan araştırmalarda, birçoğunun adaptasyonunun uçmamak için odaklanmış olduğunu ve birçoğunun da uçma özelliğini başaramamış olduğu araştırmalar sonucu tespit edilmiştir.
    12 ... gerisi senden zekasi benden
  • suriyeli mültecileri köylere yerleştirme projesi

    1.
    ümit özdağ' ın şöyle açıkladığı proje; " bu suriyeli sığınmacıları köylere yerleştirme projesinin ilk adımıdır. son 16 yılda türk tarımı bitirildi, köylülerimiz kentlere göç ettirildi.şimdi boşalan köylere araplar yerleşecek. eski tarım bakanı fakıbaba bunu açıklamıştı. "

    "iyi parti istanbul milletvekili ümit özdağ, birleşmiş milletler'in türkiye'deki suriyeliler için başlattığı tarımsal mesleki eğitim projesinin amacının suriyelileri köylere yerleştirmek olduğuna dikkat çekti.tarım bakanlığı ve bm ortak çalışmasıyla başlatılan projede adana, mersin, şanlıurfa, gaziantep ve ısparta'yı kapsayan beş ilde suriyelilere tarım sektörüne yönelik eğitimler verilecek. eğitimler ise hayvancılık bakımı ve sürü güdümü; elma, üzüm, zeytin, antepfıstığı ve pamuk ekimi ve hasadı; biber, turunçgiller, nar hasadı ve hasat sonrası işleme; sera sebze yetiştiriciliği; sulama yönetimi, çiftlik yönetimi üzerinde yoğunlaşacak.finansmanı bm mülteciler yüksek komiserliği (unhcr) tarafından sağlanan 1.7 milyon dolarlık projede, gıda, tarım ve hayvancılık bakanlığı birincil yürütücü paydaş, birleşmiş milletler gıda ve tarım örgütü (fao) ise uygulayıcı kuruluş olarak yer alıyor. "boşalan köylere araplar yerleşecek"son 16 yılda uygulanan yanlış politikalar sonucu tarım bitirildiğine ve bu nedenle köyden kente göçün artış göstererek köylerin boşaldığını hatırlatan ümit özdağ, proje kapsamında eğitilen suriyelilerin türklerden boşalan köylere yerleştirileceğini savundu.özdağ, eski tarım bakanı eşref fakıbaba'nın da bu projeyi daha önce açıkladığını hatırlattı."

    (bkz: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/…imi-219489h.htm)
    12 ... gerisi senden zekasi benden
  • bim de satılan suda eriyen helal kıyma

    24.
    karkas et; hayvanların et ve kemiklerinden elde edilen, üzerinde yağ, deri kısmı, kas kirişi, sinir ve kan damarı bulunan çizgili kas, iskelet kası ve kalp kası gibi et kısımlarına verilen genel isimdir.

    karkas; kasaplık hayvanların tekniğine uygun olarak kesilip, kanı akıtılarak yüzülüp, iç organları boşaltılıp, böbrek ve kavram yağı çıkarılıp, baş ve ayaklarından ayrıldıktan sonra elde edilen gövdesini ifade eder.

    yani hayvanın neresinin kıyması olduğu belli olmayan kıymadır.
    14 ... gerisi senden zekasi benden
  • büyük iskender

    227.
    Mö 356-323 yılları arasında yaşamış askeri deha. aristotle tarafından eğitim gördü. mö 336 yılında babası 2. philip suikaste kurban gidince makedonya kralı oldu. tahta geçtiğinde çevresi politik düşmanlarıyla sarılıydı ve makedonya dışında ayaklanmalar çıkmaya başlamıştı. daha bir sene geçmeden bütün düşmanlarını idam ettirdi ve bütün ayaklanmaları bastırdı. içte düzeni sağlayınca makedonya orduları komutanı olarak, mö 335' te doğudaki pers imparatorluğunu fethetme işine girişti.
    daha 10 yaşındayken pers büyükelçilerine doğudaki geçitler ve yollar hakkında sorular soran iskender, pers imparatorluğunu 2 sene içinde dize getirdi. pers imaparatoru 3. darius' un sayıca üstün ordularını, usta taktikleri sayesinde defalarca yenilgiye uğrattı. perslerin bir süreliğine aradan çekilmesiyle iskender büyük bir hızla mısır' a yürüdü. yolundaki bütün şehirleri kolayca ele geçiren iskender mısır' da bir kahraman olarak karşılandı. bu fetihle bütün doğu akdenizin hakimi olan iskender, eski kuzey afrika krallığının boyun eğmesi sayesinde makedonya sınırlarını doğuda kartaca bölgesine kadar genişletti.
    bundan sonra pers imaparatoru darius' un büyük bir ordu toplaması üzerine tekrar pers toprakları üzerine yürüyen iskender, mö 331 yılında pers imparatorluğuna tamamen son verdi. mö 335-331 yılları arası süren sefer, fethedilen bölgelere bakıldığında oldukça kısa sürmüştür. ilerleyen yıllarda asya' ya ilerleyen iskender, mö 327 yılına kadar hazar denizi' nin güney kıyıları, afganistan ve batı türkmenistan dahil olmak kaydıyla orta asya' nın büyük bir kısmını ele geçirdi.
    m.ö. 325 yılına kadar ordusuyla basra körfezine kadar inen iskender, yeni seferler için hazırlıklar yaptığı sırada babil' de hastalanarak öldü. vasiyetinde ülkeyi en güçlüye bıraktığını açıklaması yarım yüzyıl boyunca büyük çatışmalara sebep oldu.
    büyük iskender' in bir general olarak eşi benzeri yoktur. uyguladığı taktikler her zaman riskli ama dahicedir. en büyük özelliği ordularını çok hızlı bir şekilde hareket ettirebilmesidir. bu sayede düşmanlarını hep şaşırtmış ve kısa bir süre içinde makedonya sınırlarını inanılmaz ölçüde genişletebilmiştir.
    fethettiği yerlerde ordularına destek sağlamak için iskenderiye adıyla birçok şehir kurdu. bu şehirler her zaman en verimli ve kaynakları bol olan bölgelere kurulurdu. bunların en ünlüsü nil nehrinin ağzına kurulan ve zamanında bilim, teknoloji, ticaret merkezi haline gelen şehirdir. burdaki iskenderiye kütüphanesi dünyada şimdiye kadar yapılmış en büyük kütüphane olarak bilinir.
    dünya fethetme isteğinin arkasında bütün toplumları birleştirme ve uyum içinde yaşama düşüncesi vardır. başka toplumların kültürleri saygı duyduğundan ele geçirdiği topraklardaki dini tapınaklara hiç zarar vermedi. mısır tanrılarını yunan tanrılarına eşit sayması, eşlerini pers kadınlarından seçmesi, onun makedonya dışındaki topraklarda da sevilen bir hükümdar olmasını sağladı.
    iskender' in döneminde yunan kültürü, yunan dili çok geniş alanlara yayıldı. bu sayede iskender kendinden sonraki helenistik dönemin öncüsü olmuş ve roma imparatorluğunun temelini hazırlamıştır.
    17 ... gerisi senden zekasi benden
  • titanik batmadı batırıldı iddiası

    27.
    14 Nisan 1912 saat 23:39’da Titamic, New Foundland’ın Grand Banks güneyi taraflarında gözcülerin yoğun sis sebebiyle fark edemedikleri bir buz dağı ile karşılaştı. Belki de Titanic`in o heybeti ve muhteşem teknolojisine çok güvenmeyip radyo sinyalleri dikkate alınsaydı her şey çok farklı olabilir, tarih yeniden yazılabilirdi. 20 dakikalık bir dikkatsizlik sonucu buz dağı gemiyi sancak tarafından kağıt gibi derinlemesine yırttı. Önce kazan dairesindeki mürettebat ve daha sonra yoksul kesim yani 3. sınıf yolcular durumun farkına vardılar. Her ne kadar bazı kaynaklarda 1. ve 2. kısım yolcuların olaydan daha erken etkilendiğini söylese de bu birçoğumuza mantıklı gelmiyor.. Belki de bu söylemler kazadan sonra çoğunluktaki ölü sayısının yoksullar olmasına dikkat çekmemek içindi. Neden diye soracak olursanız gemide sadece 20 adet filika bulunmaktaydı ve bu filikalar sadece 1178 kişiyi taşıyabilecek kapasitedeydi.

    Yolcu sayısına baktığımızda 2435 yolcu ve beraberinde 892 mürettebat bulunmaktaydı. Toplamda 3547 kişiyi barındıran bu muazzam buhar gemisi aslında yola çıkmadan kendi felaketini hazırlamıştı. Nasıl olurda bu muazzam gemide kapasitenin çok altında filika bulunuyordu. Ve bu nedenle de felakette en çok zarara uğrayan yoksul kesim olmuştu. Filikalar indirilmeye başlandığında kaptan John Smith ilk önce kadınlar ve çocukların indirilmesini emretmişti. Gemi orta kısmından ikiye ayrılmış durumdaydı ve birçok kişi gemiden suya düşerek hayatını kaybetmişti.

    Titanic'in 1985 Yılında Bulunan Enkazı
    Kuzey Atlantik’te batan Titanic ilk ve son yolculuğunu yaşamıştı. Tahminler geminin 2 saat 40 dakika gibi bir sürede battığı yönündedir. Kaptan John Smith ’in ise ölümü konusunda birçok söylenti bulunmaktadır. Kimileri kendisini silahla başından vurduğunu, kimileri ise gemiyle birlikte canlı olarak sulara gömüldüğü iddia ediyor. Gemi batarken içinde Türk vatandaşlar olduğu bazı kaynaklarda ise Türklerin yolculuğa çıkmayıp vazgeçtikleri yazmaktadır.
    14 ... gerisi senden zekasi benden
  • sabancıların malta vatandaşlığına geçmesi

    14.
    Malta, ülke yaptığı anlaşmalarla çifte vergilendirmeden muafiyet sağlar. Üstelik yurt dışından elde edilen gelirler konusunda sahip olduğu yönetmelikler sayesinde Malta dışında elde edilen gelirlerin de vergiden muaf olmasını sağlar.

    iç vergi sistemine bakıldığında da Malta’da yabancı olanlara ödenen gelir, faiz ve telif ücretlerinden stopaj vergisi de alınmadığı görülmektedir. Üstelik; hisseler, krediler gibi Malta’daki yabancıların kurumsal donelerinin transferinden elde edilen kazançlar için de vergi alınmaz.

    işte bu yüzden Sabancı ailesi malta'yı tercih etmiştir.
    15 ... gerisi senden zekasi benden
  • gerisi senden zekasi benden

    2.
    Öncelikle merhabalar. Ben sözlüğe 6-7 gün önce kaydolmuş, birkaç dakikadır yazarım. Genellikle tarih konusundan yazmayı düşünüyorum. Ama arada tıbbi, edebiyat ve kişisel konular da yazmayı düşünüyorum. Bu arada nickaltımı açtığı için @australia adlı yazara teşekkürlerimi iletiyorum.
    17 ... gerisi senden zekasi benden
  • reichsführer ss

    5.
    Nazi almanyasında führer ve Joseph goebbels'in yetkisinden sonra gelen en yetkili isimlerin sahip olduğu rütbe.

    julius schreck - 1925–1926
    joseph berchtold - 1926–1927
    erhard heiden - 1927–1929
    heinrich himmler - 1929–1945
    karl hanke - 1945
    13 -1 ... gerisi senden zekasi benden
  • diş gıcırdatma

    18.
    Hasarları:
    -diş minesinin parçalanması
    -sürtünmeden dolayı şeklini kaybetmiş, eskimiş, yassılaşmış, üzeri yol yol olmuş dişler
    -dişin tamamen kaybedilmesi
    -dişlerin çatlaması
    -dişeti problemleri
    -köprülere ve diğer implantlara ağır hasar verme

    semptomları:
    -rahatsız edici, stresli, acılı ağrılı bir çene
    -zayıf ve hassas dişler
    -kulak ağrıları
    -nedeni belli olmayan başağrıları
    -boyun ağrıları
    -ağzınızı açarken alt çeneden katır kutur sesler çıkması

    muhtemel tedavi yontemleri:
    Apare: dişlerin üzerine geçirilen plastik bir apare. dişleri sürtünmeden korur. dişlerinizin sürtünme ihtimali en fazla olduğu zamanlarda takılır ki bu genelde geceleri uyurkendir.

    Ortodontik yöntemler: ısırma eyleminin alt çene ve üst çeneyle dişleri sürtmeyecek bir harmonide olması için uzun yıllar sürebilecek ortodontik bir tedavi.

    stresi azaltma: stresi azaltma, çene üzerindeki kasları gevşeterek sürtünme olma ihtimalini azaltır. dişçiniz stresi azaltma konusunda spor gibi başka tavsiyelerde bulunabilir.

    ilaç: bazı durumlarda ilaç tedavisi gerekli gorulebilir. rahatlamak ve stresi azaltmak için verilen ilaçlardır bunlar.

    hasarlı dişin onarılması: kısmi ya da tümden dişin kaplanması yoluyla hasarlı dişin kaybetmesi önlenebilir.
    12 ... gerisi senden zekasi benden
  • deniz gezmiş

    2829.
    27 şubat 1947 tarihinde ankara’da Doğan deniz gezmiş, liseyi istanbul’da okumuştur. 1966’da istanbul üniversitesi hukuk fakültesine girmiş, kısa sürede gençlik eylemleriyle ön plana çıkmış, tip'te çalışmış, 1968'de dhö'yü kurmuştur.

    samsun'dan ankara'ya mustafa kemal yürüyüşünü duzenleyen deniz gezmiş, bir süre sonra thko'yu kurmuştur. sivas'in gemerek ilçesinde çatışmada yakalanmış, 6 Mayıs 1972'de yusuf aslan ve Hüseyin inan ile birlikte idam edilmiştir. deniz gezmiş, Türk devrim tarihinin en büyük isimlerinden, simgelerinden biri olmuştur.
    11 ... gerisi senden zekasi benden
  • ikinci dünya savaşı

    438.
    almanya için bu denli felaketle bitmeyebilirdi. çokça yapılan stratejik hatalar ve bilhassa sırf yalaka olduğu için görev verilen mareşal wilhelm keitel, mareşal göring gibi adamların beceriksizlikleri, orduda hitler'in şahsî makamına itiraz gelmesini engellemek için oluşturduğu karmaşık ve bölünmüş bürokrasi bu sonucu getirmiştir.

    1943'ten sonra artık almanların savaşı kazanma ihtimalinin kalmadığı doğrdur; zira doğu cephesinde uğranan bozgun, afrika'dan atılma, italya'ya çıkan müttefik ordusu ve mussolini rejiminin çöküşü, amerika birleşik devletlerinin savaşa girişi ve can havliyle girişilen kursk muharebesinin kaybedilmesi neticesinde, artık almanya'nın ve mihver ittifakının savaşı kazanması mümkün değildi. burada almanya müttefiklerle komünizme karşı barış yapmak ve tüm gücüyle doğu cephesine yüklenmek zorundaydı fakat hitler gibi uzlaşılması imkansız bir düşünceyle normal birisi için bu başvurulamaz bir yoldu. müttefiklerin ''kayıtsız şartsız teslim'' sloganı, komünizme karşı ortak müttefik olacak almanya için işlemezdi; general patton'ın da bu düşüncede olduğu biliniyor. fakat hitler, bu yola başvurmadı ve bu yola girerken oldukça büyük stratejik/askeri hatalar yaptı. hitler, 1939'dan sonra durmasını bilseydi veya amerika birleşik devletlerine harp ilan etmeseydi, bugün bu savaştan karlı bir anlaşmayla çıkması, alman birliğini gerçekleştirmesi, ekonomi ve askeri olarak dünyanın bugüne kadarki bir numaralı devletlerinden bir tanesi olması işten bile değildi, o kadar acı da yaşanmamış olurdu.

    iktidara gelip sınırsız yetkileri ele alan hitler, versay anlaşmasını hükümsüz kılmak için çok çabaladı; çekoslovakya'yı ilhak etti, ren'e asker yerleştirdi, mevcudu tahdid edilmiş ordusunu birkaç katına kadar güçlendirdi, avusturya ile bir çeşit referandum ile birleşti ve bunları sadece diplomatik metotlarla yaptı. sıcak savaşa girmeden tüm dünya devletlerine emellerini kabul ettirdi. alman milli birliğini sağlamak için tek bir adım kalmıştı, o da danzig'i ve doğu prusya'yı birleştirmekti. bunu da sıcak çatışma yoluyla yapmaktan başka çare yoktu. fakat hitler, burada dursaydı, yani bir dünya savaşına yol açmasaydı, dünyada nefret edilen birisi olmayacaktı. fransa'da, britanya'da, rusya'da, latin amerika'da; romanya, macaristan, ispanya, portekiz gibi pek çok yerde hitler hayranları ve nasyonal sosyalistler vardı; anti semitizm dünya genelinde yaygındı. ingiltere kralı edward, ünlü amerikalı havacı albay charles lindbergh dahi nasyonal sosyalizme sempati duyuyordu, hatta kralın nazi selamı verdiği bile fotoğraflanmıştır. lakin alman diktatörü, britanya ve fransa'dan çekinmedi. fransa'yı kolayca ilhak edip sonra britanya'ya yükleneceğini düşündü; onu düşürdükten sonra kavgam'da ifade ettiği gibi aryan ırkın temsilcisi cermenler için hayat sahası elde etmek uğruna doğunun bereketli topraklarına gidecekti; petrol havzalarını, verimli tarım arazilerini ele geçirecek, stalin'e yüklenip işini bitirecek, sonra da bu bölgeye almanları yerleştirecekti. yahudileri toplu hâlde imha edecekti. böylece slavların elinde dejenere olmuş topraklarda yeni bir bin yıllık medeniyet kurulacaktı. hitler, kafayı fena hâlde mistizm ve okültizm ile bozmuş bir yarı deli olduğu için, böyle acayip gayeleri vardı. yahudi meselesi olmasa, hitler'in batı bloku ile barış yapması pekala mümkün olabilirdi. ama hitler enteresan bir adamdı.

    tüm bu nedenlerden ötürü, hitler savaştan çekinmedi ve polonya'yı işgal etti. ribbentrop ve molotov'un imza ettiği saldırmazlık anlaşması gereğince sovyetlerden bir tepki gelmeyeceğini hesaplıyordu, zamanı gelince işlerini bitirecekti. fakat stalin, almanların batı sınırına kadar dayanması ihtimalini görünce kızıl ordusunu doğudan polonya'ya soktu ve yolda baltık devletlerini de işgal etti. bunu üzerine bir de hitler'e ''kuvvetlerinizin rahat ve emniyeti için bunu yaptık'' deme yüzsüzlüğünü gösterdi. stalin'in bu çakallığını hitler hiç sindirememiştir, fakat stalin de hitler'in yıllar önce ilan ettiği gibi sovyetlerle savaşmasının kaçınılmaz olduğunun farkında olduğu için böyle bir savaşa başvurdu, bu da aşikârdır. bunun ardından batı sınırına savunma maksatlı molotov hattını inşa etmeye girişti. hitler, fransa'yı işgal ettikten ve britanya'yı bombaladıktan sonra bir çıkarma harekâtını göze alamadığı için ingiltere'ye yüklenmektense önce rusya'nın işini bitirmeyi seçti. fakat bunu yapmadan evvel, fransa'dan kaçmaya çalışan yüz binlerce kişilik müttefik ordusunu sırf göring'in gönlü olsun diye imha etmedi ve luftwaffe uçaklarıyla bir süre bombalanarak taciz edilmesini emretti. yaklaşık 400.000 kişilik ordu böylece 3 sene sonra normandiya'ya dönmek üzere ada'ya kaçmaya muvaffak oldu. bu hitler'in birinci taktik hatasıdır.

    fakat neticede benelüks devletlerini, fransa'yı, çekoslovakya'yı, avusturya'yı, polonya'nın yarısını çok az bir zayiatla ele geçiren hitler'in egosu son derece havalardaydı. generallerinin çoğu, bu savaşlara karşı çıkmıştı; hitler ise onlara rağmen giriştiği bu savaşlarda elde ettiği başarılar neticesinde, kendisinin büyük bir askerî deha olduğu hissine kapıldı, komutanlarının itaat etmeyenlerinin hain olduğu sonucuna vardı; halbuki tüm bu başarılar düşmanlarından çok üstün generallerinin askeri yeteneklerinden ötürüydü. hitler bunu anlayamayacak kadar yarı deli, kompleksli bir adamdı.

    sanılanın aksine, rusya'ya saldırılması bir hata değildir; hatta geç kalınmıştır. köstek olmaktan başka bir işe yaramayan ve ''italyanların askerî muvaffakiyetleri'' şeklindeki dünyanın en kısa kitabının sahibi olan italyanlar, balkanları almayı bırakın, afrika'da ve yunanistan'da dahi zor duruma düşmüş iken mussolini, hayalindeki ''latin imparatorluğu''nu, yani yeni roma'yı ve akdeniz kolonilerini canlandırmak için almanya'dan destek istedi. almanlar yunanistan'a bir hava indirme operasyonu tatbik etti ve elit paraşütçülerini bölgeyi zaptetmekle vazifelendirdi, balkanlar bunun ardından mussolini'ye bırakıldı. ikinci olarak afrika'ya meşhur kumandan mareşal rommel komutasında bir kolordu gönderildi. tüm bu gelişmeler doğu harekâtını haftalarca geciktirdi ve kızıl ordu biraz daha toparlanırken, kış da yaklaştı. hitler, luftwaffe'yi gereksiz yere göring gibi bir adamın elinde harcarken, britanya'ya yaptığı blitz'de başarısız oldu; hâlbuki lutfwaffe kaynakları raf'tan az değildi. fakat göring luftwaffe field divisions denilen tümenler kurmakla, bunları topçu mevzilerine yerleştirmekle uğraşırken (takriben 200-250 bin havacı karada savaştı), ingilizler bombardıman uçakları ürettiler, luftwaffe savaş boyunca ''uçan kale''lerden mahrum kaldı. 1941'den sonra kullanmayacakları 150.000 paraşütçü eğittiler, bunlar karacılardan farksız olarak italya'da ve almanya'da savaştı. bu gereksiz masraflar pilot yetiştirmeye gitmedi. deniz kuvvetleri mareşallerin isteği üzerine lazım olacak denizaltı değil, bismarck sınıfı, gereksiz büyük ve geniş muharip savaş gemileri inşa etti. tüm bunlar kaynak israfıydı. tüm müttefikler kadınlarını çalıştırırken alman kadınları evde keyif yapıyordu, çünkü hitler'e göre kadınların çalışması manasız ve gereksizdi, üstün cermen kadınları, dejenere slavlar gibi köle değildi. bu da wehrmacht'ın savaş kabiliyetini düşürdü ve cephede savaşması gereken adamlar, fabrikada işçilik yapmayı sürdürdü. doğu cephesine girerken vaziyet bu şekildeydi.

    doğu cephesi ilk açıldığında almanların avantajı polonya'da ve fransa'da savaşmış deneyimli askerleri ve subaylarıydı, kızıl ordu ise doğru dürüst bir emir komuta kademesinden bile mahrumdu; savaşın ilk aylarında adeta dağıldılar. fakat hitler, komutanlarının aksine moskova'ya değil de stalingrad'a yüklenme kararını verdiğinde (zira buradan kafkaslara inilecek ve petrol havzaları alınacaktı) almanya, uygun bir barış ile doğu cephesini kapatma şansını kaybetti. stalingrad'da sürekli destek alan sovyet tümenleri tarafından çembere alınıp sıkışan ve günden güne eriyen deneyimli alman 6. ordusunun yarma harekatı yapmasına izin verilmedi. kış savaşında finlandiya'da perişan olan kızıl ordu savaş kendi evine taşındığında gitgide hırçınlaşırken hitler de şehri almakta kararlıydı. göring'in aklına uyup 6. ordunun olduğu yerde savaşmasının havadan kurulacak bir lojistik köprüsüyle mümkün olduğuna inandı ve bu yönde emirler verdi. göring elbette ki bu vaadini gerçekleştiremedi. 1941 ve 42'nin başında leningrad ve moskova dibinde bulunan ve buraya yüklenen 4. panzer ordusu 6. orduyu kurtarmakla görevlendirildi ve ordu ta moskova'dan stalingrad'a geldi ama orduyu kurtaramadı, hitler geri çekilme emri dahi vermedi; sovyetlerin insan gücü karşısında dayanamayan 6. ordu tamamen imha edildi. bu insan gücü kaybı wehrmacht için telafi edilemedi ve bu netice savaşın seyrini değiştirdi, hitler'in ikinci en büyük hatası da budur. üstelik doğu cephesinden heinz guderian, hermann hoth gibi mükemmel kumandanları azletti. von manstein'ı da 1944'te görevinden aldı. mainstein, hareketli bir savunma anlayışıyla sovyet kuvvetlerinin kıskaca alınacağını savunurken hitler geleneksel hat savunmasından yanaydı, 1944'ten sonra gelen hızlı çöküş de hitler'in bu anlayışının eseridir. hitler'in üçüncü hatası da doğu cephesindeki az evvel bahsettiğimiz yetenekli generalleri görevinden alması, yeniliklere ayak uyduramaması ve dediğim dedik hırçın bir manyak gibi davranmasıdır; en deneyimli koskoca alman ordusu bu uğurda göring, keitel gibi beceriksiz adamların elinde heba edildi.

    aralık 1941'de japonya ile amerika harbe tutuştuğunda, hitler ortada hiçbir şey yokken amerika'ya savaş ilan etti; hâlbuki amerika avrupa'daki savaşa karışmak istemiyordu, sadece silah satarak ve geri ödemeli yardım programı ile müttefiklerini ve sovyetleri nazilere karşı destekliyordu. savaşa girişiyle dünyanın en büyük iki endüstri devi sovyetler ve amerikalılar müttefik olarak almanların asla ulaşamayacağı şekilde bir savaş makinesi kurdular; sınırsız kaynakları ve insan gücüyle almanya baş edemedi. müttefik japonya sovyetler'e karşı bir cephe açmamış, bilakis britanya sömürgelerine saldırmak ve amerika'yı savaşa çekmek dışında bir işe de yaramamıştır. pearl harbour baskını yerine sovyetlere açılacak bir cephe, almanya'yı çok rahatlatacaktı. japonlar italyanların aksine doğuda fransızları ve ingilizleri harcamış, oldukça iyi savaşmışlardır. 1942'de neredeyse pasifik'in tek hakimi idiler: endonezya'yı hollanda'dan almışlar, vietnam, kamboçya ve laos'tan fransızları kovmuşlar; ingiltere'den hong kong, singapur ve birminya'yı işgal etmişler, bengal'e dayanmışlar, filipinler'deki amerikalıları harcamışlar, çin'in yarısını ele geçirmişlerdi.

    fakat 1943'te işler değişti. afrika'da doğu cephesinden ötürü yakıt kalmadı ve rommel geri çekildi, amerikan orduları pasifik'e yığıldı ve japonya geri çekilmeye başladı, müttefik orduları sicilya'ya çıktı, italya'da hükümet düştü ve mussolini hapsedildi, kral görevden aldığı hükümetin hilafına müttefikler tarafında savaşa girdi, almanlar bir de italya'yı müdafaa için ordular göndermek zorunda kaldılar. komandolar mussolini'yi kurtardı ve italyan sosyal cumhuriyeti savaşın sonuna kadar sadık faşistlerle birlikte mussolini komutasında, italyan monarşisine ve müttefiklere karşı almanya safında çarpıştı. böyle bir ortamda savaşı kazanmak imkansızdı, zira ortada almanya adına üç farklı cephe vardı, bunları da tutmak mümkün değildi. burada hitler barış aramadı ve ülkesini bir felakete götürdü, savaşın 2 sene uzaması hiçbir işe yaramadı.

    1944'te zamanında hitler'in yok etme emrini vermediği müttefik ordusu amerikan takviyesi alarak normandiya'ya çıktı. ortaçağdan kalma bir fetişist olan hitler norveç-finlandiya'dan fransa sahillerine dek uzanan çelikten, toplardan, yüz binlerce askerden oluşan bir sahil güvenlik hattı kurdu ki, dünyanın en boş beleş işi olmakla birlikte, müthiş de bir kaynak israfıdır. atlantikwall denilen bu hat sadece tek bir noktadan yoğun bir saldırı ile delinmiş, geri kalan kısıma harcanan para tamamen boşa gitmiştir. hitler, bu kaynakları tank top üretimine harcamamış, binlerce kilometre sur çekmeye harcamıştır.

    buna rağmen 1944'te almanya batı cephesini kapatmak için küçük de olsa bir şans yakaladı. zaten kaybedilmiş olan doğu cephesinden binlerce tankı ve yüz binlerce askeri gizlilik içerisinde ardenler'e getirip buradan müttefik ordularına karşı bir taarruza giriştiler (ardenler taarruzu); ortaya müthiş bir başarı çıktı ve alman panzer kolorduları müttefik hatlarının ardına sarkarak onları kısa süreliğine de olsa kıskaca almak; yani sovyetlerin stalingrad'da almanlara yaptığını yapma şansı yakaladı. fakat artık sağlıklı düşünme yetisini tamamen yitirmiş olan hitler ordularına paris'e yürüyüp ele geçirme emri verdi. alman askerleri geçilmesi zor bir hat olan siegfried hattını bırakıp ileri atıldıklarında takviye edilmiş ve hava üstünlüğünü ele almış milyonluk müttefik kuvvetlerini gördüler ve kaçmaya vakit dahi bulamadılar. bu sayede müttefikler batıdan alman topraklarına girdi ve böylece almanya batı cephesini kapatıp doğuda sovyetlere yüklenme, batıyla müttefik halinde komünizmi püskürtme şansını kullanamadı. zaten yahudi katliamları açığa çıktıkça bu imkânsızlaşmıştı, aktion 1005 adındaki emirle konsantrasyon kamplarını imha planına rağmen bu yapılamadı ve batıyla ittifak şansı çöpe gitti (zira hitler bu suçları gizlemek istiyordu), fakat en azından artık savaşı kapatmak isteyen ve zaten komünizmden tiksinen batı cephesini bu orduyu yok ederek birkaç seneliğine kapatmak mümkün olabilirdi.

    savaşta çeşitli komando timleri kullanarak yahudileri, slavları, çingeneleri vesaire öldürmek için çok büyük kaynak harcayan hitler, aynı gayreti savaşta gösteremedi. komünizme karşı kurtarıcı olarak görüldüğü her yerde insanlara çok büyük zulümler yaptı ve halk tarafından nefretle karşılandı. bu insanları kullanarak doğu cephesinde elini güçlendirebilecekken onları gaz odalarına atmayı tercih etti. aynı şekilde sürekli daha büyük ve karmaşık, savaşın seyrini değiştirecek ''süper silah'' yapma takıntısını sürdürdü. sovyetler ve amerikalılar son derece başarılı, basit ve kolay t-34, sherman gibi tanklarda ısrar edip binlercesini cepheye sürdüler. hitler'in mühendisleri ise sürekli farklı tasarımları ve karmaşık sistemleri denediler; panther ve tiger tanklarının çeşitli türevleri sadece yüzlerce adet üretilebildi, çünkü çok karmaşık sistemleri vardı, sık sık arıza yapıyor ve çok yakıt harcıyorlardı. hitler panzer iv gibi başarılı tasarımlarda ısrar etmedi. bu da alman sanayisinin hep ağır çalışmasına, cepheye süratle sürülecek zırhlı tümenler oluşturulamamasına yaradı. öyle ki 1944'te kurulan altıncı panzer ordusunun komutanı josef dietrich, ''bize 6'ıncı panzer ordusu diyorlar, çünkü sadece altı tankımız kaldı'' sözünü daha 1945'in başında söylemişti ki, bu da kaybedilen tankların telafi edilemediğini gösteriyor.

    bu son derece büyük taktiksel ve insani hatalar, almanya'nın sonunun felaket olmasını getirmiştir; unutulmamalı ki bu denli sapıkça bir ideolojiyle savaşı tüm dünyaya karşı kazanmak mümkün değildi. fakat hiç hata yapılmasa, belki de abd'nin göz yumuşu ve rusya ile fransa'nın erken bertaraf edilmesiyle, almanya kârlı bir anlaşma ile sulhu bulabilirdi. veya 1943'te işler sarpa sararken, bir tarafla barış mümkün olabilirdi. savaş 1945'te berlin'de bitmek yerine 1943'te kharkov'da bitebilirdi. ya da 1942'de moskova'da. hitler, bunların hiçbirini yapmadı ve halkını ölüme götürdü.

    bir diğer önemli konu ise bu savaşta müttefiklerin tek bir yüksek komuta merkezinden, bileşik ordular ile savaşırken mihver devletlerin hepsinin farklı amaçları olması ve bunun uğruna kendi kafalarına göre takılması, neticede hepsinin yardımına alman tümenlerinin koşmasıdır ki; berlin düştüğünde prag'da milyonluk bir alman ordusu şehir savunuyordu. italya'da ise mareşal albert kesselring'in ve ss generali karl wolff'un komutasında yine bir milyon civarı alman askeri vardı. bilhassa alman yüksek komutasının kayıtsız şartsız teslim olmasına rağmen, prag saldırısında alman merkez ordular grubunun sovyetlere karşı ümitsizce bir direnişi vardı. büyük ihtimalle sovyetlere değil, müttefiklere teslim olmak için.

    Sonuçta dünyanın en kanlı fakat aynı zamanda en gereksiz savaşı müttefik üstünlüğü ile sona erdi ve 50 milyon kişi hayatını kaybetti.
    26 -1 ... gerisi senden zekasi benden
  • benito mussolini

    141.
    1. dünya savaşından sonra italya ekonomik olarak tarihinde hiç olmadığı kadar çökmüştü. savaş boyunca italya kuruluşundan o güne kadar harcadığı paranın toplamından çok daha fazla para harcamıştı. savaş sonrası ise bu durum işsizlik ve enflasyon olarak yansıdı, üstelik savaşın bütün yükü ezilen sınıflara kesilmişti. böyle bir ortamda ezilen sınıflar italya'daki burjuva demokrasisini sorgulamaya başladılar ve neredeyse her gün ülke genelinde grevler, gösteriler ve fabrika işgalleri oluyordu. 1919 seçimlerinde ise sosyalist parti %30'un üzerine çıkmıştı. artık burjuva demokrasisinin verdiği tavizler yetmiyor ve kaçınılmaz bir şekilde italya devrime doğru sürükleniyordu.

    sistem işlemiyor ve burjuva demokrasisinin devam edemeyeceği açıkça görülüyordu. sermaye sahiplerinin destekledikleri faşist siyah gömlekliler devletin gözü önünde her gün mevzubahis grevleri ve gösterileri basıyor, halkı katlediyor ve sindiriyordu. fakat seçimlerde bütün bu baskılara rağmen sosyalist parti yine de birinci olarak çıkıyordu.

    işte bu noktada italyan sermayesi ve aristokrasisi bir adım daha ileri giderek mussolini'nin duce olmasını istedi. yoksa mussolini 1922 yılında romaya üç-beş yandaşıyla yürüdüğünde iktidarı ona devretmek için hiçbir zorunluluk yoktu.. hükümet isteseydi çok kolay bir şekilde grubu dağıtabilirdi.

    fakat 3. vittorio emanuel aceleyle iktidarı kayıtsız şartsız mussolini'ye devretti. bu burjuva demokrasisinin de kurallarından kurtulmak demekti. mussolini kapital çıkarları gözeterek baskıcı bir rejim kurarken italya devrimi, devrimcileri eziliyor ve ayrıcalıklı sınıflar gücüne güç katıyordu.. yabancı kapitalist devletler ise mussolini'nin iktidara gelmesini ve italyadaki devrim şansının ezilmesini şampanya patlatarak kutladılar.

    hitler'in de iktidara geliş macerası benzerdir. zira hiçbir faşist lider sermaye sınıfının desteği olmadan iktidara gelemez. faşizmin farklı bir ekonomik modeli yoktur, sadece burjuva demokrasisinin tıkandığı durumlarda popülizm, baskı ve şiddet yoluyla kapital düzeni devam ettirmek için ortaya çıkmıştır.

    mussolini'nin hitler ile ideolojik ve kayıtsız şartsız ittifak yaptığını düşünenler ise yanılıyorlar. temel olarak italyan faşizmi ile nazizim zaten önemli farklılıklar gösterir. italya'nın almanya'nın yanında savaşa girmesinin temel nedeni savaş öncesi dönemde ingiliz ve fransız emperyalizmlerinin getirdiği statükonun italyan emperyalizmini sınırlandırmasıydı. hitlerle birlikte statükoyu yıkmaya başlayan almanya'ya yakınlaşmak demek, ingiliz ve fransız emperyalizmlerinin çöküşünden pay almak demekti. başlarda 1. dünya savaşı gibi cephe savaşı olacağını düşünen mussolini fransa'nın 5 haftada teslim olması üzerine galeazzo ciano'nun da etkisiyle savaşa girmiştir. italya sadece emperyalist hırsları ve kazanan tarafta olmak için savaşa girmiştir.

    italya'nın almanya tarafında savaşa girme işi sanıldığı kadar kolay olmamıştır çünkü tarihsel sürecin getirdiği sıkıntılar sonucunda italyan faşist partisi içinde dino grandi ve italo balbo gibi pek çok anti- alman üst düzey yönetici vardı. hatta italya 1934 yılında muhtemel bir erken anschluss'un da önüne geçmiştir. 1938 yılında buna razı olsa da, savaş boyunca alman etki alanının balkanlara yayılmasından endişe duymuştur. zaten hitler'e haber vermeden yunanistan ve arnavutluk'a alelacele savaş ilan etmesinin sebebi de budur. başarısız olmuştur o ayrı.

    mussolini'nin en büyük hatası kendi gücünü iyi bilememesi ve politik tercihleri oldu. italyan üretim gücü fransa'nın bile çok altındayken ordunun mekanizasyonunu sağlayamadı, öte yandan büyük bir hevesle giriştiği ispanyol iç savaşına müdahalesi uzun vadede italya'ya hiçbir çıkar sağlamadı. 1936- 39 yılları arasında italya üretiminin ve bütçesinin %20 sini franco'ya yardıma ayırıyordu, bu muazzam ekonomik yükün savaş sonunda bir karşılığı olmayınca mussoline'ye faturası ağır oldu.

    savaş sonunda olanları hepimiz biliyoruz. bu süreçte mussolini'ye en yakınları bile ihanet etmiştir. bunlar arasında çok güvendiği damadı galeazzo ciano da vardır. 1943 yılında tutuklandıktan sonra alman birlikleri tarafından hapisten kaçırılma operasyonu ise üzerine yazılacak apayrı bir konudur.
    22 ... gerisi senden zekasi benden
  • adolf hitler

    3835.
    faşist ideolojisinden bağımsız düşünecek olursanız, 1.dünya savaşından mağlup olarak çıkan bir ülkeyi, adam gibi kaynak olmadan sanayileşme devrimiyle bugün bile etkileri hissedilen seviyelere getirebilmesine hayranlık duyulabilecek bir adamdır.

    ayrıca bugünün kafasıyla kendisini yargılamak, geçmiş 50 senede pohpohlanan amerikan ve yahudi propagandasının yerleştirdiği imgelerle olacaktır. buna mukabil, özellikle savaştan önce ve savaşın başında, örneğin türkiye'deki aydın kesim tarafından "rol model" alınması gereken bir adam olarak görülüyordu; türkiye'de kamuoyu uzun dönem nazilerin sempatizanı olmuştur.

    tabii tüm bunlar günün sonunda kendisinin iktidarı ve gücü hazmedemeyip eli kanlı bir katil olmasını örtmüyor o ayrı.
    24 ... gerisi senden zekasi benden
  • blitzkrieg

    46.
    savunma savaşında hat savunmasından alan savunmasına geciş sürecinin taarruz uygulamasıdır bir bakış açısından da. blitzkrieg'e kadar, birinci Dünya savaşı da dahil savaşlar aslında hep klasik şekillerde ve basamaklarla yapılmış, stratejik değil taktik harekatların toplamındaki başarısı çatışmaların sonucunu ve son tahlilde kaderini belirlemiştir. bu konsept cephe savaşı olarak bilinir. savaşların genel hikayesi hep aynıdır. klasik bir cephe savaşını anlatalım once biraz:
    önce hava üstünlüğü mücadelesi verilip, düşman Avcı gücü durdurulur. boşalan gökyüzü bombacılara kalır. asıl muharebe hattı ve hattı besleyen lojistik rotalar havadan zayıflatılır. ikmal yollarının imhasina çalışılır. (bkz: Ordular mideleri üzerinde yürürler) bu süreç topcular ile sıkıcı desteklenir. ısırılacak et, mümkün olduğunca yumuşatılır. hemen ardından mekanizeler ve piyadeler ile cepheden taarruza geçilirdi. bu çok net bir sıradır. savunmadaki generaller genellikle düşman topcu ateşinin yoğunlaşması ile taarruzu beklemeye başlarlardi. yani aslında yönetilen bütün savaşlar değil, sadece çatışmalardır. kafa kafaya iki ordu birbirine girer, sert olan kırar geçerdi. bu aynı zamanda uzun süren savaşlar demektir. çoğu zaman bir cephe savaşında iki düşmanın kağıt uzerindeki verileri düşünüldüğünde kimin kazanacağı kestirilebilirdi. (top sayısı, piyade sayısı, makineli tüfek sayısı, tahkimat düzeyi, kullanılabilecek tank sayısı, kullanılabilecek uçak sayısı gibi...)
    blitzkrieg farklı bir yorumdur. düşmanin neler olacağını bildiği, catışma için hazırlandığı hattı degiştirmek veya bunu bir alan haline getirmektir. bu kontrolsüz artan cephe sayısı demektir. Bu yöntem kayıpları çok azaltan, küçük güçlerle büyük güçleri yenme imkanı veren bir yaklaşımdır. haberleşme ve sürat üzerine kuruludur.
    zırhlılar ile düşman hattı geniş bir alandan değil, dar bir hattan matkapla delinircesine delinir, mekanizelerin sürati ile ateş altında uzun süre kalmadan cephe gerisine ulaşılırdı. aslen bu zırhlı saldırı ile çok büyük bir kayip vermeyen savunma birlikleri arkaya sızan panzerlerden dolayı ürker, tüm hazırlıkları boşa çıkar, lojistiksiz kalırlardı. bu taktiği Osmanlı'nın hilal taktiğinin, cephe delmelisi olarak da görebilirsiniz. yüzyıllar önce de osmanlılar süvarileri ile blitzkrieg'i süvarileri ile yaparlar, ancak atların delme özelliği bulunmadığından kanatlardan savaş alanına dıştan sararak arkada birbirlerini görene kadar kuşatmaya devam ederlerdi. bu kuşatma tamamlanıp çember oluşana kadar da düşmanla kılıç kılıca hiç gelmezlerdi.

    üzeri zımpara ile kaplı iki takoz duşünün. zımpara yüzeylerini birbirine sürtün, işte bu cephe savaşıdır. ilk eriyen takoz kaybeder. burada zımpara asıl muhabere hattı, takoz ise burayı besleyen ordu ve lojistik kaynaklarıdır. Şimdi de bir takozu bir testere ile diklemesine kesmeye başlayin. açılan çizgisel yarıktan sonra da takozun içinde zımpara kağıdına paralel olarak testereyi kaydırın. takozu eritmiyor ama kemiriyorsunuz ve yakında takoz zımpara kağıdı ile beraber düşecek. işte bu da blitzkrieg"dir.
    wehrmacht hemen her kara taarruzunu bu sistem üzerine ve/veya mekanize üstünlüğü üzerine kurmuş ve çok etkili olmuştur. mekanizeleri hep savaş alanının en hızlı ve en iyi yönetilen mekanizeleri idi. her tankta, genellikle duşmanin pek önemsemedi geniş alanlı ve güçlü telsizlerini bulunurdu. Bazen tank harekatını yöneten general de bizzat tankların içinde bulunurdu. mesela rommel hemen her tank savaşında en önde tankının başında idi.
    düşman hemen hiçbir zaman hatlarını göz açıp kapayana dek delip geçen ve arkadan saran, nerede oldukları bile dakika dakika değişen alman mekanizelerini durdurmayı başaramamıştır. çünkü hiçbir savaş aracı, hicbir yaklaşımı, doktrini, sert ve hızlı bir birimi durdurmak üzere özelleştirilmemişti.

    madem daha önce konuşulmuş. biraz da rusya ve el alamein örneklerinden bahsedelim. el alamein, savaş sonlarında tükenen alman lojistik kabiliyetinin sonucu, rommel'in malzeme ve asker eksiğinden kaybedilmiştir. devamlı güçlenen ve gayet iyi beslenen general montgomery, alman tarafında harekat kararının gecikmesinin de avantajını kullanarak rommel'i yenmiştir.
    burada hemen şunu da belirtelim, blitzkrieg'in verimliligi hava üstünlüğü ile ciddi şekilde ilintilidir. el alamein'de hava üstünlüğü dramatik şekilde almanlar aleyhine idi ve bu denge gün geçtikçe bozuluyordu. el alamein üzerinde müttefik hava kuvvetleri ile dengede kalmayı başaran rommel, esas önemlisi akdeniz üzerinde hiçbir korumaya sahip değildi. Ayrıca hava üstünlüğü ile ilintili deniz nakliye yolları da müttefiklere calışıyordu. geçen her hafta monty güçlenirken rommel kan kaybediyordu. aslında rommel el alamein'i kazansa bile, ilerleyen zamanda yine de imha olacaktı. çünkü dogru dürüst benzin ikmali bile yapamıyordu.

    rusya ise daha ziyade kuşatma çemberinin tam olarak kapatılamamasından başarısız olmuştur. çember hiçbir zaman kapanmadı ve gün geçtikçe eridiği sanılan kuşatılanlar aslında çok zor şartlar altında da olsa çemberin dışından beslenebiliyorlardi. rusya örneğinde çamur mevsiminin de etkisi büyüktür. burada alman teknolojisi ve sistemi gafil avlanmıştır. düşman muadillerinden daha güçlü ve teknolojik olan alman tanklari çok soğuk ve çamurlu ortamda hizmet verebilecek şekilde tasarlanmamıştı. alman ordusu ağırlıklar bölgesi kurup yerleştiği her coğrafyada çok ileri seviye tank bakım hizmetleri verirdi. ileri teknoloji kullanan alman tankları çok iyiydiler ama sık bozuluyordi. alman kuvvetleri bozulan tanklarını hemen savaşa döndürebilecek ikmal yeteneğine sahipti. her mekanize birliğinde onlarca teknisyen ve mühendis vardı. bol miktarda yedek parçayı da ekmek su gibi yanlarında taşırlardı. rusya'da beceremediler. çünkü bütün yapının tasarlandığı şartlar rusya'daki şartlar degildi.

    ikinci dünya savaşında müttefiklerin biraz da olsa blitzkrieg'e karşı çözüm arayışlarinin odak noktası anti tank silahları olmuştur. Şimdi bazuka olarak bilinen silah bu dönemdeki ihtiyaç sonucu ortaya çıktı. tow da aynı dönem ve dönemin ihtiyacının sonucudur.
    (bkz: panzer general)
    (bkz: erwin rommel)
    26 ... gerisi senden zekasi benden
  • tarihi eser kaçakçılığı

    22.
    ceza muhakemesi kanununun (cmk) katalog suçların sayıldığı tüm hükümlerinin olmazsa olmaz suçudur.
    2863 sayılı kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunu'nun 68 ve 74. maddelerinde tanımlanan suçların işlendiği yönünde kuvvetli şüphe varsa;

    -tutuklama nedeni var sayılır (md. 100)

    -taşınmaz, hak ve alacaklara el konulabilir (md. 128)

    -şirket yönetimi için kayyım tayin edilebilir (md. 133)

    -telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına karar verilebilir (md. 135)

    -gizli soruşturmacı görevlendirilebilir (md. 139)

    -teknik araçlarla izleme yapılabilir ( md. 140)
    20 ... gerisi senden zekasi benden
  • bask

    21.
    orta çağda kafkasya'da kurulmuş iber krallığının halkından gelmiş olma olasılığı çok fazladır. folklorik giysileri aynen lazları andırır. dilleri gürcüce ile akrabadır. üstelik savaşacak başka bir ulus bulamadıkları zaman kendi içlerinde kavgaya tutuşmaları da tipik bir kafkas özelliğidir. özgürlüklerine diğer kafkas ulusları gibi düşkün oldukları için devlet kurma gelenekleri gelişmemiştir bu ne bir kusurdur ne de onların bir ulus olmasını engelleyen bir unsur.
    22 ... gerisi senden zekasi benden
  • yeni şeyler getiriyorum